Orda bir köy var; O köy Bursa’nın cennet köşesi Gölyazı

Orda bir köy var; o köy Bursa ilimizin cennet köşesi, Gölyazı.  Uluabat gölü (Apolyant) kıyısında karaya çok yakın ve dar bir yolla bağalanan küçük bir yarım ada üzerinde kurulu Gölyazı.  Hatta ve hatta sonbahar ve kış aylarında yükselen sular nedeniyle kışın ada, yazın ise bir köprü ile bağlantı sağlanan yarımada olarakta tanımlayabiliriz. Gölyazı aslında gölün kenarında tam bir huzur adası.

Gölyazı havadan fotograf

 

Seyir tepesinden Gölyazı fotoğrafı
Zambak tepesinden Gölyazı fotoğrafladık. Aslında bize seyir tepesi denmişti.

 

Gölyazı mahallesi Bursa il merkezinin batısında Nilüfer ilçesine bağlıdır.  Bursa-İzmir karayolu’nun 35. km sinde başlayan Gölyazı tabelaları ile zeytin ve yemiş ağaçlarının arasından  Uluabat gölü kıyısında ki yarımadaya ulaşıyorsunuz. Eğer kendi aracınız ile gelirseniz Gölyazı mahallesi;  Bursa merkeze 40 km, İstanbul’a 183 km, izmir’e 302 km, Çanakkale’ye 243 km uzaklıkta bulunur. Yok otobüs ile gelelim derseniz Bursa’nın ulaşım firması olan Burulaş’ın sitesinden 5-G hattının seferlerine buraya tıklayarak bakabilirsiniz.

Gölyazı Konumu İçin tıklayın

Aslında Gölyazı’nın tarihi 2500-3000 yıl öncesine kadar gidiyor. Tarihinde sırasıyla Antikçağ, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerine sahiplik yapmış. Cumhuriyet öncesi ise halkın % 90’ı Rum olan köye mübadele sonrası Selanik göçmenleri yerleştirilmiş olup köyün büyük bölümü halen Selanik göçmenlerinden oluşmaktadır.  Bir çok medeniyeti yaşamış bu güzel yarımada 1980 yılında SİT alanı ilan edilmiştir.

Göl yazı göl kenarı

Gölyazı aslında bir efsanedir.

Bu efsaneye göre yıllır önce Odryes Çayı Bandırma’dan denize dökülürmüş. Odreyse  çayının bulunduğu yerde Melde Krallığı, bugünkü Ulubat Gölü’nün bulunduğu yerde Apollonia Krallığı bulunuyormuş. Melde Kralı bir gün Apollonia Kralı‘nın kızını oğluna ister. İster ama durum nafile. Apollonia Kralı’nın kızı bu evliliğe razı gelmez. Bu duruma Melde kıralı çok bozulur.   Apollonia Kralı da kızını korumak için bir tepe üzerine saray yaptırarak kızını buraya saklar. Bu duruma çok kızan Melde Kralı çılgına dönerek  intikam ateşi ile yanıp tutuşur. Odryes Çayı’nın yolunu değiştirerek tüm Apollonia’nın sular altın kalmasına neden olur. Prensesin kaldığı saray da sularla çevrili bir ada olarak kalır. Efsaneye göre bugünkü Ulubat Gölü böyle oluşmuştur. Tüm güzellikleri, dünü, bugünü ve yarını Uluabat Gölüne yansıyan Gölyazı’yı bu efsaneye göre umutsuz bir aşığın kızgın babasına borçluyuz.

 

Köyde gezilecek yerlere bakacak olursak;

Eski bir Rum köyü olan Gölyazı’da 200 yıllık Rum evleri, koruma altındaki kuşları, 750 yıllık çınarı “Ağlayan Çınar”,   19. yüzyıla ait Aziz Gorgias’a adanmış bir Rum Ortodoks kilisesi olan Aziz Panteleimon Kilisesi, Tarihi hamam ve sur duvarları ile Uluabat gölünde sandal turu yaparak etraftaki irili ufaklı adaları gezebilirsiniz.

 

Aziz Panteleimon Kilisesi
Aziz Panteleimon Kilisesi

 

Aziz Panteleimon Kilisesi, Anadolu Rum Ortodoks kiliselerinin önemli ve özgün örneklerinden biridir.  Bazı kaynaklara göre Hagias Georgias Kilisesi olarak da bilinen kilise, Aziz Georgias’a ithaf edilmiştir.  Kilise’nin yapım tarihi 19. yüzyıl olarak bilinse de restorasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkan 1903 ibaresi, büyük ihtimalle kilisenin bitiş tarihini göstermektedir. Üç nefli, dikdörtgen planlı bir bazilika olan Gölyazı Aziz Panteleimon Kilisesi, mübadele zamanına kadar ibadet mekanı olarak kullanılmış bu tarihten sonra ise çeşitli amaçlar için kullanılmıştır. Bursa Nilüfer Belediyesi tarafından aslına uygun olarak restore edilen Gölyazı Aziz Panteleimon Kilisesi, yenilenme çalışmalarından sonra kültürevi olarak 2014 yılından beri ziyarete açılmıştır. Gölyazı gezinizde  kültürevi’ni ziyaret edebilirsiniz.

 

750 yıllık yaşına rağmen dimdik ayakta duran Ağlayan Çınar

Gölyazı’nın tarihi değerlerinden ve simgelerinden biri olan, yaklaşık 750 yılık yaşına rağmen dimdik ayakta duran, gövdesinden suların aktığı ve adına ‘Ağlayan Çınar’ denen o meşhur çınar ağacı, Gölyazı’ya girişte sizleri karşılayacaktır.  Ağlayan çınarın gözyaşlarında aslında çok eskiye dayanan bir aşk hikayesi saklı. Gölyazı’nın sembol ağaçlarından olan Ağlayan çınar özellikle bu hikayesiyle ön plana çıkıyor. Gelin  bu hikayeyi bir de buradan okuyun.

Ağlayan Çınar’ın hikayesi

Ağlayan Çınar efsanesine göre; çok eski yıllarda Rumlarla Türklerin bir arada yaşadığı yıllarda, Gölyazı’da, Türk oğlu Mehmet ile Rum kızı Eleni birbirlerine deli gibi aşıktır.  Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan ve Türkiye arasında kabul edilen mübadele  anlaşması sebebiyle birbirlerinden ayrılmak zorunda kalırlar. Bu anlaşmaya göre Rum aileler hazırlıklarını yapar ve yavaş yavaş köyü terk etmeye başlarlar. Rum ailerin köyden gittiğini gören Mehmet, kalabalığın içinde deli gibi sevgilisi Eleni’yi aramaya başlar. Bu arada, Eleni’nin büyük ağabeyi Yorgi, Mehmet’in yolunu keserek  artık düşman olduklarını ve bu sevdasından vazgeçmesi gerektiğini Mehmet’e söyler. Mehmet itiraz eder. Ve aralarında tartışma çıkar. Çıkan bu tartışmada Yorgi hançerini çekerek Mehmet’e saplar. Mehmet aldığı yarayla kan ve  acı içerisinde son bir gayretle Eleni’yle gizli gizli buluştuğu bu ulu çınarın oyuğuna kadar gelir. Rumlar köyden ilerlerken olayı öğrenen Eleni, doğruca sevdiği Mehmet’e koşar. Koşarak geldiği çınarın oyuğunda biricik sevgilisi Mehmet’i kanlar içerisinde yerde yatarken bulur. Mehmet’in başını kollarının arasına alarak hıçkırıklar içerisinde son kez gözlerine bakarak Mehmet’in kulağına  “Merak etme bi’tanem, az sonra kavuşacağız ve sonsuza dek bu çınarın oyuğu olacak yuvamız. Bu çınar var oldukça sonsuza dek yaşayacak sevdamız…’’diyerek belinden çözdüğü kuşağının bir ucunu çınarın dalına diğer ucunu da boynuna geçirerek orada canına kıyar. Efsane odur ki; ulu çınar bu olayın ardından, kovuğunun içinde kanlı gözyaşlarını dökmeye başlar. Bu yüzden bu ağacın adı Ağlayan Çınar olarak günümüze kadar gelmiştir.

Bu asırlık anıt çınar’ın altında çaylarımızı yudumladıktan sonra köyün içerisine doğru ilerliyoruz. Aslında Gölyazı muhteşem bir hazine, tam bir fotoğraf cenneti. Nereye bakarsanız oradan bir kare fotoğraf  almak geliyor içinizden. Tabi bizde denk

lanşöre basıyoruz.

Gölyazı’da ne yenir? 

Gölyazı’da istesenizde aç kalamazsınız. Gölyazı’da göl kenarında bir çok işletme mevcut. Çay bahçesinden restoranlara elleriyle taze gözleme açan ev hanımlarına kadar. Gölyazı’da sabak kahvaltısı yada aparatif bir şeyler atıştırmak isterseniz bir çok alternetif mevcut.  Göl kenarında gözleme açan teyzelerden taze mis gibi gözlemeler yada restoranlardan taze göl balıkları yiyebilirsiniz.

Gölyazı’da hem kadınlar hemde erkekler balıkçılıkla uğraşıyor. Göl kenarında gezerken bir çok kadının ağ ördüğünü göreceksiniz. Uluabat gölü özellikle turna ve yayın balığı bakımından zengin. Yine gölün sunduğu bir çok balık ve böcek çeşidi gölün sunduğu diğer nimetler arasında. Gölyazı halkı ağırlık olarak balıkçılıkla ve zeytincilikle uğraşıyor. Son zamanlarda buna turizm de eklenmiş.

 

Balık satan balıkçıların tezgahlarındaki taptaze göl balıkları

Gölyazı’ da köyün içinde dolaşırken köy sakinlerinin bir çoğu kendi havasında, daha doğrusu kışa hazırlık yapma telaşındaydılar.  Kimisi salça yapma telaşında kimisi turşu yapma telaşında kimisi ise tavuk ve ördeklerinin kümesini tadilat yapmakla meşguldu. Göl kenarında ilerlerken görebildiğimiz güzel kareleri yakalamaya çalıştık.

Tarihi hamam köy meydanında yer alıyor.  Mübadele öncesi perşembe ve cuma günleri müslümanlar, cumartesi ve pazar günleri ise gayri müslimler kullanırmış. Tarihi hamam şu an Kahve Ala adıyla kafe olarak kullanılıyor. Burayı gezerek fotoğrafladık. Daha sonra bahçesine oturarak çayımızı yudumladık.

  

 

Göl kenarında yürüyerek dolaşmaya devam ederken birçok tekneyi sıralanmış olarak görürsünüz. Bu süslü tekneler ile gelen turistleri gölün çevresinde gezdirmek Gölyazı’da sektör haline dönüşmüş. Fiyata gelince 20,00 TL . Bence buraya kadar gelmişken gölün çevresini gezin. Bizde öyle yaptık zaten. Hava çok sakin göl çokta güzeldi. Birol kaptan bizi kız adasına götürdü. Burada gölün içinde açmış vaziyette nilüfer çiçeklerini gördük. Dönüşte gölde yüzen pelikanlar harikaydı. Bu videodan bunları sizde izleyebilirsiniz.

 

Birol kaptan kız adasının etrafında turlayarak, kız adasına girişin yasak olduğunu şu an kazı çalışmalarının olduğundan bahsetti. Nilüfer çiçeklerinin yanında tekneyi durdurarak fotoğraf çekmemize yardımcı oldu. Bizde tekneyle göl gezintimiz sırasında çekebildiğimiz kadar fotaoğraf çekmeye devam ettik.

ignnone wp-image-566 size-full" style="border:10px solid #000000;" src="https://gezikent.com/wp-content/uploads/2017/09/tekne-turu4.jpeg" alt="" width="714" height="473" />

Birol kaptan’ın dediğine göre bu mevsimde nilüfer çiçekleri çok az bulunurmuş. Bizde birkaç tane görebildik zaten.

Uluabat’ın adaları

Tektonik, tatlı su gölü olan Uluabat’ın, içerisinde irili ufaklı çok sayıda ada bulunuyor. Bu adaların en büyüğü Halilbey Adası’dır. Daha sonra Manastır Adası, Arifmolla Adası, Kızadası, Keremitçi, Terzioğlu ve Bulut adaları büyükten küçüğe doğru sırlanmış. Alyos (Halilbey) Adası, Eskikaraağaç Köyü’nün tam karşısında bulunuyor. Alios’ta, Bizans Dönemi’nden kalma eserler bulunuyor. Manastır (Nailbey) Adası, 1940’lı yıllarda Türk Robinson’u olarak bilinen Ziya Nail Döle’nin burada yaşamaya başlamasından sonra Nailbey Adası adıyla anılır olmuş. Adada Bizans Dönemi’nden kalma Hagios Constantinos (Helena) Kilisesi’nin kalıntıları bulunmakta. Bölgenin en eski dinsel yapılarından biri olan kilisenin yapımı 9. ve 10. yüzyıllara tarihleniyor. 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlarında büyük bir onarım geçirmiş, önemli ölçüde yenilenmiş. Kilisenin duvarları beş sıra tuğla ve kaba işlenmiş taşlarla örülmüş. Uluabat Gölü’ndeki bu adalar, özel şahısların elinde bulunuyor. (Uluabat’ın adaları kısmı http://www.olympos.com.tr/bir-golden-fazlasi-uluabat/ sitesinden alınmıştır).

Gölyazı’da konaklama nasıl?

Gölyazı aslında günübirlik gidilecek yerden. Konaklama için pek seçenek yok. Aradığınızda belki bir kaç pansiyon bulunabilir. Birde göl kenarına inşa edilmiş Faik bey konağı var. Muhteşem bir manzaraya sahip. Hafta içi 180,00 TL hafta sonu ise 200,00 TL ücret uygulanıyor. Sezonda belki biraz daha pahalı olabilir.

Gölyazı gerçekte yarım günde gezebileceğiniz bir yer olduğu için Bursa merkezde konaklayabilir yada Trilye, Cumalıkızık yada uludağ turu yapabilirsiniz. Bursa ve çevresinde seçenek çok.

Gölyazı aslında zambak tepesinden gün batımıyla kendinden söz ettiren bir yer olmasına rağmen biz bu zevki tatamadık. Umarım bir başka sonbahar da seni görmek dileğiyle hoşçakal Gölyazı….

 

 

 

Bize Yazın

%d blogcu bunu beğendi: